Öz Dilimiz Üstüne
Dil, bir ulusun düşüncesinin, geçmişinin ve benliğinin en büyük taşıyıcısıdır. Ancak bugün kullandığımız Türkçeye baktığımızda, onun içinde birçok başka dilden alınmış sözler görmekteyiz. Kimileri Arapça, kimileri Farsça, kimileri de Fransızca ya da İngilizce kökenlidir. Peki, öz dilimiz ne durumda?
Türkçemiz, yüzyıllar içinde birçok dille etkileşime girmiş, ancak bu süreçte giderek başka dillerin gölgesinde kalmıştır. Arapçadan “kitap”, “insan”, “zaman”, “hayat” gibi sözleri alırken, Batı dillerinden “pantolon”, “direksiyon”, “fren”, “bisiklet”, “telefon” gibi birçok yeni söz katılmıştır. Günümüzde günlük yaşamda kullandığımız Türkçenin neredeyse yarısı başka dillerden gelmektedir.
Bu durum, Türkçenin gücünü yitirdiği anlamına mı gelir? Hayır! Ancak dilimize sahip çıkmazsak, onu yalnızca yabancı sözlerin gölgesinde bırakacak olursak, o zaman kendi özümüzü unutmuş oluruz.
Birçok kişi Türkçeyi korumaktan söz ederken, yalnızca Arapçadan gelen sözlere karşı çıkmakta; ancak Batı dillerinden gelenleri görmezden gelmektedir. Oysa ki, eğer gerçekten Türkçemizi yaşatmak istiyorsak, hiçbir ayrım yapmadan öz sözlerimizi öne çıkarmalıyız.
Örneğin, “telefon” yerine uzgör, “televizyon” yerine uzduy, “direksiyon” yerine yönçek, “şoför” yerine sürücü diyebiliriz. Eğer yeni sözler türetemezsek, o zaman dilimiz hep başka dillerin ardından gidecek, kendi yolunu bulamayacaktır.
Sonuç olarak, öz dilimizi korumak istiyorsak, yalnızca bir dili değil, tüm yabancı etkileri sorgulamalıyız. Türkçe, binlerce yıllık köklü bir dildir. Onu yaşatmak için öncelikle biz onu benimsemeli ve temiz bir biçimde kullanmalıyız.
